Asmanın damarlarında saklı olan bir zaman yolculuğuna başlıyorum. Önce şarabı içselleştirip, akabinde kokluyor ve yudumluyorum. Şarabın içsel ışıkla aydınlanan görünümünde, bir yaşanmışlığı duyumsuyorum. O bağ bahçesinde rüzgarı hissediyor, üzümleri görüyor ve aralarında adımlıyorum. Bu hikayenin gölgesinde gözlerimi açtığımda, yıllanmış bir şarabı insanoğluna benzetiyorum. Öyle bir benzetme ki, insanoğlunun üzüm üzerinde geçmişten bugüne eylemde bulunması; bedenin serüvenlerini, zihnin serüvenlerinin öyküsüne dönüştürüyor. Bugün bu öykülerin ‘romantik’ bir şekilde pazarlandığı piyasayı, yani önoturizmi kaleme alma arzusunda olacağım. Tabi öncesinde zihinlerde anlamlı bir portre oluşturma adına, kısa bir zaman yolcuğuna çıkacağız…
Şaraba Dair Kısa Bir Zaman Yolculuğu…
İnsanoğlunun kültürel zenginliği, deneysel bir anın veya rastgele olmuş durumlar silsilesinin sonucunda şekillenen ve zamanla ‘normalleşen’, ‘imgeleşen’, bir ‘imaj’ haline gelen anlam setleriyle çevrilidir. Bu anlam setlerinden biri olan şarabın bir ‘hakikat’ olma serüvenini ifade biçimine dönüştürmeye başlayalım.
Dünyanın birçok noktasında yapılan kazılarda bulunan tarihi kalıntılara göre, hikayesi 7000-8000 yıl öncesine kadar uzanan şarap, en eski içeceklerden bir tanesi olarak kabul edilir. Kırmızı rengiyle(Tabi üzüm kabuğuna göre farklı renk tonları da bulunmaktadır.) hem yaşamı hem ölümü simgeleyen şarap; birçok uygarlığın pratiğinden geçerek yöntemsel olarak şekillenmiş, anlamsal olarak da derinleşmiştir. Örneğin Hitit medeniyetinde şarap elzem bir haldeydi. Üzüm ve şarabın tanrılara sunulduğu çeşitli kazılarda saptanmıştır. Hatta bu dönemde yirmi farklı şarap tanımlaması sağlandığı da bilinmektedir. Kafkasya’dan Mezopotamya’ya uzanan şarap, sonrasında Mısır’a ulaşır. Nil Deltası’ndan kalkan büyük kervanlar ve hızlı gemilerle bütün Akdeniz merkezlerine ilk şarap ticaretini de başlatan Mısırlılardır. Hatta Mısırlılar şarap fıçılanmasına dair oldukça farklı yaklaşımlar geliştirmişlerdir. Bir fıçının üzerinde yetiştirildiği bölge, yapım yılı, yapan kişinin bilgileri, kimin mahseninde saklandığı, vb. bilgiler bulunmaktaydı. Bugünün algısallığından baktığımızda, Mısırlıların bir nevi markalaşma uğraşında olduğu ve bunu sistematikleştirdiği çıkarımı yapılabilir. Yunanlılara geldiğimizde onların bir şarap uygarlığı olduğunu ifade edebiliriz. Üzümü ve şarabı göklere çıkararak kültürel dönüşümü oldukça tetiklemişlerdir.

Ayrıca üzüm yetiştiriciliğinin Avrupa’da yayılmasında da başrol oynamışlardır. Böylelikle Sicilya ve tüm İtalya boyunca bilgilerini Romalılara aktarırlar. Romalılar özel olarak hazırladıkları şarapların içine, ateşte pişirildikten sonra koku verici çiçek, meyve veya uzun zaman saklanabilmesi için çam sakızı, reçine, bal gibi maddeler koymuşlardır. Ama şundan da bahsetmek gerekir ki şarabın geçmişte tamamen bir zevk-ü sefa ürünü olmadığına da değinebiliriz. Bunu temellendirebileceğimiz durum ise sıcak iklimlerde su kaynaklarında bulunan hastalıklardan kaynaklı şarabın farklı bir değer halinde olmasıdır. Şarapta bulunan alkolün bu mikropları öldürmesi, onu daha risksiz bir hale büründürür. Hatta şunu da ekleyebiliriz; savaşa giden orduların, tüccarların sularına şarap katarak içme alışkanlığının varlığı kendilerini hastalıklardan korumalarını sağlamaktaydı. Duyumsadığım ve kaynağını hatırlayamadığım bir yazıda, ‘Şaraba su katmayanların barbar olarak ifade edildiği.’ de bulunmaktadır. Yaklaşımların dilsel tezahürlerinin ne noktalara vardığını bu ifadeden de görebiliyoruz. Bugünden baktığımızda bu yorumlamalar oldukça şaşırtıyor olabilir ama dönemi için bu yorumlar bir hakikat halini alabiliyor.
Kutsal metinler ve söylemlerde ekmek-su değil de şarap olmasını buradan da okuyabiliriz. Antik Yunan uygarlığına ve Roma’ya, oradan da Hıristiyan kültürüne geçiş süreci ile şarap, dönem insanının hayatında önemli bir yer tutmuştur. Klasik antik dönemde tüm aile yaşantısında, cemiyetlerde, bayramlarda, ayinlerde şarabın her zaman yer aldığı, ayrıca şarap ilahlarının ve bunlar adına yapılmış tapınakların olduğu bilinmektedir. Bu ilahlar Yunanlılarda Dionisos (Dionysos), Romalılarda ise Bakus (Bacchus) idi. Hristiyanlıkta şarabın kutsal bir içki sayılması üzerine kilise ve manastırların şarap tekniğinin gelişmesinde büyük rolleri olmuştur. Özellikle Papalığın büyük etkinlik kazandığı Orta Çağ’da kilise ve manastırların geniş vakıf arazilerinde bağcılık yapılmış, üretilen üzümler de hemen hemen yalnız şarap halinde değerlendirilmiştir. Dinî amaçlar için kullanılan şarap ilerleyen dönemlerde rafine edilerek ve tadı geliştirilerek Fransız şarabı, İtalyan şarabı, Amerika Birleşik Devletleri şarabı, Alman şarabı, Portekiz şarabı, İsveç şarabı, Arjantin şarabı, Şili şarabı ve İspanyol şarabı gibi modern şarapçılık geleneklerinin oluşmasına, bu geleneklerin ise coğrafi keşiflerle beraber Yeni Dünya şarabı geleneğinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Önoturizm Nedir?
Önoturizm, Enoturizm, Oenoturizm, şarap turizmi veya Viniturizm olarak ifade ettiğimiz her söylem biçimi aynı gölgeye yani bağ turizmine çıkmaktadır. Peki bağ turizmi nedir? Nasıl bir hikayenin arzulanması ve dönüştürülmesidir? Kısaca ifade etme telaşıyla şarap turizmi; şarap evrenini tanımayı ve takdir etmeyi amaçlayan bir tür gastronomi turizmidir. Bu doğrultuda rotalar ve turlar tek bir hedefe odaklanıyor: Şarap üretimine adanmış bölgeleri tanımak ve şaraplarının tadına bakmak. Bu tür geziler; şarabın tarihini, geleneklerini ve kültürünü keşfetmek isteyen önoturistler için tasarlanmıştır. Bu amaçla önoturistler şarap tadımlarına katılabilir, şarap imalathaneleri ve üzüm bağlarında rehberli turlara katılabilir, müzeleri ziyaret edebilir. Bir ziyaretçi için bu bölgeleri ziyaret etmek, bir kültürün bir dokunun daha da özele inerek bir hikayenin içinde kendini konumlandırma deneyimidir.

Popüler anlamda ifade edersek şarap turizmi 1970’li yıllarda Kaliforniya’nın Mondavi kentinde doğdu ve bir trend haline gelerek büyük şehirlere yayıldı. Günümüzde şarap başkentleri olarak;
- Bordeaux, Şampanya (Fransa)
- Rioja (İspanya)
- Douro, Alentejo (Portekiz)
- Toskana, Piedmont (İtalya)
- Eger (Macaristan)
- Mosel-Saar-Ruwer, Rheinhesse, Pfalz (Almanya)
- Kaheti (Gürcistan)
- Santorini (Yunanistan)
- Mendoza, Salta (Arjantin)
- Yarra, Barrosa (Avustralya)
- Stellenbosch, Franschhoek (Güney Afrika)
- Napa Vadisi (Amerika Birleşik Devletleri)
- Vinhedos Vadisi, Gaucha Sıradağları (Brezilya)
örnek gösterebiliriz. Şarap turizmine ilişkin rakamlar, pazarın güçlü bir gelişme potansiyeline sahip olduğunu açıkça gösteriyor ve bugün şarap turizmi milyarlarca dolarlık bir endüstri ile her geçen gün daha da büyümektedir. Bu rakamlara örnekler verecek olursak; ABD her yıl 20 milyon önoturistle 20 milyar dolar, Fransa 10 milyon önoturistiyle 5.2 milyar Euro, İtalya 14 milyon önoturistle 4 milyar Euro ve bağcılığı son 30 yılda ivme kazanan Avustralya 5.5 milyon önoturistle her yıl 5.9 milyar dolar kazanmaya devam ediyor. Ki bu verilerin oldukça eski olduğunu belirtmekte yarar vardır. Günümüzde bu verilerin çok üzerinde gelirler elde ettiklerini ve planlamalarının bu doğrultuda ilerlediğini ifade edebiliriz.

Bahsi geçen bölgelerde turizm acenteleri, yatırımcılar ve idari sorumlular muazzam büyüme potansiyeline sahip bir sektör segmenti olarak gördükleri bağ turizminin, birçok bölgenin henüz %20’sinde çalıştığını belirtiyor. Yatırımlar bu doğrultuda arttırılarak iş hacminin büyümesi planlanmaktadır. Örnek verecek olursak 2020 yılında Porto şehrinin Douro Nehri boyunca 100 milyon Euro’luk bir World of Wine projesi açılmıştır. Birçok üst düzey liman evinin sahibi olan Fladgate Ortaklığı, 300 yıllık depoları bir şarap okulu ve mantar müzesi de dahil olmak üzere bir dizi şarap deneyimine dönüştürüyor. İspanya ise, 2000’li yılların ortalarından itibaren önoturizmi pazarlamaya başladı. Bu programın ardındaki temel odak noktası, İspanya’ya akın eden çok sayıda turiste, İspanya’nın sıklıkla ilişkilendirildiği plaj tatiline bir alternatif sunmaktı. Wine Tourism Spain tarafından Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Almanya ve Hollanda’da gerçekleştirilen bir araştırma, 14 milyondan fazla kişinin kendilerini kesinlikle şarap turisti olarak tanımladığını ve daha da büyük bir sayının (82 milyon) tatilleri sırasında bir şarap etkinliği düzenlemeye çalıştığını gösteriyor. Winetourismspain.com web sitesinin kurucusu Luiz Lechuga Nunez, özellikle şarap gezileri için seyahat eden yılda yaklaşık 250.000 yabancı turisti ağırlıyor; bu sayı her yıl İspanya’yı ziyaret eden toplam turistin yalnızca %0,4’üne ve İspanyol şarap tatili için rezervasyon yaptıran ziyaretçilerin yalnızca %17’sine denk gelmektedir. İspanya’yı ziyaret eden turistlerin anketine göre %7’lik bir ziyaretçi kitlesi tatildeyken bir şaraphane turu rezervasyonu yapmak istediklerini itiraf ediyor. Bu rakam, zamanlarını yalnızca İspanya’daki şarap ve sektörü çevreleyen kültür hakkında bilgi edinerek geçirmekle kalmayıp, aynı zamanda paralarını evlerine götürebilecekleri şarap, peynir, çikolata ve jambon ürünlerine de harcamak isteyen yaklaşık 3,6 milyon turiste işaret ediyor. Lechuga’ya göre, “Yapmamız gereken şey, şarap turlarını nasıl yaratıcı bir şekilde paketleyip dünya çapındaki milyonlarca şarap meraklısına dağıttığımıza bakmaktır. İnternet, şarap tatillerinin tanıtımında ve rezervasyonunda kesinlikle önemli bir rol oynayacaktır. “.
Türkiye’de Önoturizme Dair Değerlendirme
Türkiye bağ alanlarının büyüklüğü bakımından dünyada beşinci sıraya sahip olmasına rağmen bağ turizmi ve gelirlerine baktığımızda durumun hiç de iyi seviyelerde olmadığı görülmektedir. Son yıllarda sayıca az olan yatırımcıların Türkiye’de önoturizm alanını kamusal yatırımların, planlamaların, yardımların uzağında taşıma uğraşları takdire şayan olsa da bu durumun ne kadar sürdürülebilir olduğu önemli bir soru olarak kendine yer bulmaktadır. Türkiye’de üretilen 4.1 milyon ton üzümün %51’i sofralık olarak, %42’si kuru üzüm olarak, %2.5’u şarap olarak ve geri kalan kısmı pekmez, sirke, üzüm suyu, şıra olarak değerlendirilmektedir. Bahsettiğimiz bu verilere baktığımızda birim ürün üzerinden katma değer anlamında plansız veya planlı(İdeolojik yaklaşım bazında.) bir durum bulunduğu ve bunun piyasaya kapasitesinin altında verim sunduğu görülmektedir. Türkiye her ne kadar kitle turizminde bir başarı ifadesine dönüşen, uluslararası düzeyde tanınan bir ülke konumunda olsa da bağ turizmi nezdinde entellektüel bakış açısı ve derinleşmesi gerçekleştirememektedir. Her yıl belirli bir turist sayısına ulaşarak kamuoyunda yeni hedefler açıklansa da gerçekçi dönüşümlerin uzağında, daha ilksel daha beşeri(Betonlaşma alışkanlığımız.) planlamaların ötesine geçemediğimiz görülmektedir. Oysa önoturizm bazında baktığımızda bu toprakların pazarlanabilir hikayelere sahip olduğu ve sadece planlı dokunuşlarla çok farklı noktalara taşınabileceği ifade edilebilir. Bu dokunuşlara neden ihtiyacımız var sorusunun karşılığını ise şu şekilde ifade edebiliriz; TÜİK’in (Her ne kadar veriler tartışılsa da.) yakın dönem verilerine göre kitle turizmiyle her şey dahil paketlerle gelen sıradan bir turistin hafta sonunda 2 gece 3 gün yaptığı kişi başı ortalama harcama 150 Euro civarındadır. Trakya Bağ Rotası’nın verilerinden yola çıkarsak, bir önoturistin 2 gece 3 günlük ziyaretinde bizlere ortalama 920 Euro bıraktığını görebiliriz. Kısacası, önoturizm hem çevreye daha az yük hem sürdürülebilir kalkınma modeline destek hem de 8 kat daha fazla döviz anlamına gelmektedir. Bu harcama alışkanlığının farklılığı bir önoturistin keyif, kalite ve yerellik peşinde deneyim arzusundayken harcama odağının yüksek olmasından kaynaklıdır.

Bu duruma verebileceğimiz başka bir örneği Avustralya üzerinden örnekleyebiliriz. Yıllarca kuru üzüm ihracatında istatistiklerde yarıştığımız Avusturya birim ürün bazında almak istediği yüksek orandan kaynaklı şarap üretimine yani önoturizme ayırdığı payı arttırarak turizm gelirlerini oldukça yukarılara taşımıştır. Türkiye’de ise 2013’de düzenlenen alkol düzenlemesi sektörel anlamda büyümeyi değil, pazar payının oldukça küçülmesine neden olmuş, özellikle son yıllarda artan vergi oranları bu durumu daha da tetiklemektedir. Bu yasal düzenleme ile firmalar sadece reklam yasağıyla sınırlandırılmadı, şarap tadımları yasaklandı, şarap hediye etme durumları rafa kaldırıldı, sosyal mecralarda bulunamama, kendi internet sitelerinde şarap görseli dahi kullanamama gibi durumlarda yaşamaktadırlar. Markalarımızın ülke içinde bu gibi durumlardan büyüyememeleri yatırımlarını etkilemekte ve ihracat oranımızın küçük oranlarda kalmasına neden olmaktadır.
Türkiye’de sayısı az olmasına rağmen yatırımcıların varlığıyla kendine yer edinen önoturizm haritasını şu şekilde ifade edebiliriz;
- Elazığ (Öküzgözü)
- Kayseri
- Kapadokya
- Antakya
- Elmalı
- Datça
- Bozburun
- Bodrum
- Kuşadası
- Torbalı
- Urla
- Kemalpaşa
- Ayvalık
- Bozcaada
- Gelibolu
- Edirne
- Kırklareli
- Tekirdağ
- İstanbul
Bahsettiğimiz bu alanlarda sadece bağ alanları, imalathane ve oteller değil, bu paydan etkilenen birçok küçük ölçekli işletme de bulunmaktadır. Zaten bağ turizmi dediğimizde bütüncül bir haritalaşma ve hikaye paylaşımından bahsedebiliriz.
Neler Yapılabilir?
Bu yazıya başlarken betimleme telaşında olduğum ve beni oldukça derin bir hikayenin içine çeken önoturizm anlatısı için yapılabilecek birçok şey bulunuyor. Ama tabii ki öncelikle buna toplumsal olarak hazır olmamız gerekmektedir. Burada şematik olarak kusursuz bir planlama telaşına girilebilir ama piyasanın olaylara çok daha farklı yaklaştığından bahsedebiliriz. Ama genel olarak baktığımızda toplumsal olarak hazır olabilirsek, o telaşta olursak, akabinde kurumlaşmalar (Üniversitelerde ilgili bölümler, bakanlıkla bağlantılı kurumlar, banka destekleri, denetim mekanizmaları vb.) ve beraberinde gelecek yasal düzenlemelerin yanında tabii ki pazarlama stratejilerini de kullanmamız gerekecektir. Özellikle ilgi alanım olan sinema ile bütünleşme ve değerli yönetmenlerimizden bağ alanlarına ve bu hikayelere dair sinema üretimleri çıkarmaları konusunda ortaklıklar kurulabilir. Hatta bunlara dünyadan verilebilecek örnekler şu şekildedir;
- A Good Year (2006) (Ridley Scott)
- Decanted (2017) (Nick Kovacic)
- Red Obsession (2013) (Warwick Ross)
- Mondovino (2004) (Jonathan Nossiter)
Özünde asıl varmamız gereken durum her konuda olduğu gibi bu duruma da bütüncül bakarak piyasalaşmamızdır. Önoturizm odaklı baktığımızda dünyada olan örneklerden farklı olarak kendimize has hikayelerimizle çok farklı noktalara gelebiliriz ama mevcut durum ve plansızlık bir ideolojik yansımanın durumu (Ki öyle, gelecek için varsayıyorum.) olarak devam edecekse, burada beklenti yönetimini toplum ve idarecilere yöneltmek en doğru süreç yönetimi olacaktır. Sonuç olarak varabileceğimiz durum, hikayemizi satın almak isteyen milyonlarca önoturist var, asıl mesele biz buna hazır mıyız?
1 Yorum
-
Hiç sıkılmadan …. Zevkle okudum tebrikler .




