Karadeniz simalarına gitmeyeli yıllar geçtikten sonra, bir süredir aklımda olan planlamayı bu yıl gerçekleştirme imkanını yaratmışken, içeriğini biraz farklı kılarak, Batum’a dair bir tur planı ekleme telaşına kapıldım. Malum memleket topraklarında ve civar bölgelerde bir Batum furyası bulunuyorken, oraya dair merak da bu durumu tetiklemiş oldu. Genel anlamda baktığımızda Batum’u yılda ortalama 2 milyon turist ziyaret ediyor. Sizler de bu satırları okurken tahmin ettiğiniz gibi yarısından fazlasını Türkler oluşturuyor. Böylesine bir istatistiğin akabinde oluşan ekonomik, kültürel izdüşümleri ise yavaş yavaş ifade etme uğraşında olacağım. İlk olarak genel bir çoğunluğun bildiği gibi Batum’a kimliklerle sınır kapısı(Sarp Sınır Kapısı) üzerinden geçiş sağlanabiliyor. Tabii öncesinde bir harç ödemesi yapılması gerekiyor, bankanız üzerinden veya direkt olarak sınır kapısında ilgili birimden bu ödemeyi sağlayabiliyorsunuz, tavsiyem mobil üzerinden yatırmanız olacaktır(Nedenini birazdan ifade edeceğim.).
Tabii bu süreç öncesinde ulaşımı nasıl sağlayacağınız sorunsalı zihinlerde canlanıyor. İlk defa gideceğim için bir tur aracılığıyla gitmek avantaj ve dezavantajlarla geçen bir süreci barındırdı ama yine de tekrarlamakta yarar var, ilk olduğu için tur aracılığıyla gitmenizi tavsiye edebilirim. Çünkü farklı dolandırıcılık hikayelerine dair sohbetleri deneyimledim. Yıllar içinde baktığımızda sınır hattımız ile Gürcistan arasında müthiş bir turizm piyasalaşması yaşanmış ve yaşanmaya devam ediyor. Planlı veya plansız olarak değerlendirilebilir ama her gün kesin kalkışlı turlar mevcut. Bundan kaynaklı birçok acente arasından yorumları dikkate alarak dilediğiniz bir tanesini tercih edebilirsiniz.
Rize mimarisinin son dönemde yine kara bir mizah olarak bize kazandırmış olduğu çay bardağı binası önünde turizm durağı benzeri bir alan oluşturulmuş, kalkışlar buradan yaşanmaktadır. Sabah 09:00 civarında kalkış yaşandıktan sonra yol üzerinde yine yolcular toparlanarak rehber eşliğinde yolculuk başlamış oluyor. Yaklaşık iki saatlik(Hatta daha da kısaltılabilir.) bir yol süreci mevcut ama tur araçları sınır kapısından 24 saatte bir geçebildiğinden kaynaklı(Bu şekilde bir yasal düzenleme sağlanmış.) ortalama 12:00 gibi planlamalarını sağlamaktalar. Tabii yolculuk sürecinde eğer rehberiniz bizimki gibi renkli bir karakterse, güzel sohbetlerle geçen bir süreç yaşanıyor.
Hep bu taraftan gidenlerden bahsediyorum biraz da oradan bu taraflara geçenlerden bahsetmek de doğru olacaktır. Geçmişte Gürcistan üzerinden memleketim yani Rize’ye dönemsel işçi göçleri (Özellikle çay dönemlerinde.) yaşanmaktaydı ve bu oldukça fazlaydı. Ama Lari’nin değer kazanması, aslında daha doğru tabirle bizim değer kaybımızla beraber bu anlamda bakış açılarında da değişiklikler yaşanmaktadır.
Sarp sınır kapısına yakın Bim sayıları artmış, yeni AVM’ler vb. örneklerin çokluğuyla bu dönüşüme dair ekonomik süreçten bahsedebilirim. Kabaca ifade edersem boş valizlerle gelerek(Hatta bazılarının valizleri dahi bu taraftan aldığını ifade edebilirim.), ihtiyaçları nezdinde içlerini doldurup kısa mesafeden geri dönebilme olanaklarına sahipler. Sıradan bir market alışverişi için dahi sınır geçenleri bizzat görebilme deneyimini de yaşadım. Bu anlamda bölgede esnaflar için “iyi”(Duruma nereden baktığınıza göre.) bir ekonomik büyüme şansı yakalamış oluyorlar. Bu tur sürecinde en memnun kalmayacağınız yer ise sınır kapısı olacak, özellikle bütün turlar aynı saatler civarında giriş sağladığından kaynaklı, yoğun bir insan seliyle karşı karşıya kalıyorsunuz(Bundan kaynaklı harç ödemenizi online yapmanız daha sağlıklı.). İşte burada turların önemi ön plana çıkıyor, nerelerden geçileceği vs. oldukça elzem hale geliyor. Çünkü bekleme durumunuz saatleri bulabiliyor, kaleme alırken dahi o bekleme kasvetini buram buram hissetmiş oldum.
Tur planlamasına gelirsek, acenteler sıradan bir güzergah planlaması belirlemiş;
- Aziz Andreas Anıtı ve Şelalesi
- Tanrının Annesi Katedrali (Büyük Katedral)
- Avrupa Meydanı, Medea Heykeli ve Altın Post
- Drama Tiyatrosu ve Neptün Çeşmesi
- Sahil Bulvar Parkı (Sahil – Küçük Botanik Bahçesi)
- Batum Sütunları ve Yazlık Tiyatro
- Alfabe Kulesi
- Çaça Kulesi
- Piazza Batumi (Piazza – Mozaik Meydan)
- Tarihi Orta Cami
- Batumi Teleferik & Seyir Terası (Serbest zamanda, isteğe bağlı – Ücretli)
- Tekne Turu (Serbest zamanda, isteğe bağlı – Ücretli)
- Sokak Lezzetleri
- Luca Polare İtalyan tarzı dondurma molası ‘’Gelato’’ Serbest zamanda, isteğe bağlı – Ücretli
- Şarap Mahzeni Ziyareti & Kindzmarauli Şarabı Tadımı (Serbest zamanda, isteğe bağlı – Ücretli)
- Panoramik Dönme Dolap (Ücretli)
- Ali ve Nino Heykeli ve Hikayesi
- Sınır Kapısı ‘’Duty Free Shop’’ Mağazası alışveriş zamanı.
Genel olarak baktığınızda yine yoğun bir programmış gibi duruyor ama bence değil, kısa bir süreçte üzerlerinden geçilebiliyor, günübirlik(Sınır kapısı süreci vs. Batum’da kaldığınız süre en fazla dört hadi bir tık arttıralım beş saat civarında oluyor(Dört saat daha gerçekçi bir yorum oluyor diyebilirim).) bir tur olarak katılım sağlıyorsunuz ama yukarıda ifade etmiş olduğum süreç oldukça kısa sürüyor, hem çok detaylı bir gezi olmamasından hem de tamamının içeriğine tam olarak giriş sağlanmamasıdır. Genel olarak tavsiyem serbest zamanınızı olabildiğince uzun tutmanız olacaktır. Yine de sizler için kısa bir özet geçme telaşında olacağım. Rehber ve tur kafilesi eşliğinde belirlenen seyirde yaklaşık bir buçuk, iki km şehir içi yürüyüş yapılarak bu süreç tamamlanabiliyor. Karadeniz sahil şeridinde bulunan şehirlerin akabinde Batum ile tanışmak, adeta Avrupai bir şehrin gölgesinde sokakları adımlama deneyimi sunmaktadır. Burada beklentilerimi de sizinle paylaşma gereği duymaktayım, mesela Sovyet mimarisine dair izleri sokaklarda arama telaşına girdiğim oldu ama şehrin silüetinden bu durumlar zaman içinde yavaş yavaş dönüştürülme çabasına girilmiş, birkaç yapı haricinde Avrupa şehir merkezlerinden alınmış benzer mimari örnekleri birebir görebiliyorsunuz. Yaptığım sohbetlerde başkent Tiflis’in bu anlamda beklentilerimi daha çok karşılayabileceği söylendi. Ama Tiflis’i konaklamalı bir seyahat sürecinde deneyimlemenin daha sağlıklı olacağı kanaati ile ilerleyen planlamalara dahil ettim. Batum’a döndüğümüzde tabii ki şaşa ve süslemelerin akabinde şehrin daha yoksun görüntüleri de bulunmaktadır. Bunları iç sokaklara gittikçe deneyimleme şansınız bulunmaktadır.
Yine bu batılı tarzda oluşan mimari yapının arkasında beni düşündüren geleneksel olan ne sorusu olacaktır. Burada yavaş yavaş asimile olan bir şehir imgesini, imajını deneyimlediğimi düşünmekteyim. Yine çok dağıtmadan tura döndüğümüzde paylaşmak istediğim bazı deneyimler bulunuyor. Özellikle pazar günü Batum’da bulunduğumdan kaynaklı kilise ziyaretinde ayin sürecini gözlemleme şansını yakaladım. Daha öncesinde bahsettiğim sınırlarımızda artan BİM sayılarına çok iyi bir örnek yakalamış oldum, malum bildiğimiz dost yoğurt kabı bir anda kilisede karşıma çıktı, oldukça komik bir an olduğunu belirtmem gerek :). Tabii bu gezinmelerin akabinde Batum’da yemek deneyiminden de bahsetmek gerek. Karadeniz ziyaretimde en özlem duyduğum şey esnaf kültürü ve yemek deneyimleriydi, bunu Batum üzerinde de tatmış olmam beni gayet memnun etti. Zaten turlar yine anlaşmalı bir yer olan Gürcü-Türk ortaklığıyla açılan bir restorana ziyaretçileri götürmekteler, gönül rahatlığıyla istediğiniz ürünü yeme deneyiminde bulunabilirsiniz. Es geçilmemesi gereken bilgilerden bir tanesi de Gürcü şarapları. Bir cümle önce linke tıkladığınızda ulaşacağınız bilgilerden alıntı yapma gereği duyuyorum.
Şarap üretimi binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Günümüzde Gürcistan‘ın yer aldığı bölge genellikle şarap üretiminin doğum yeri olarak kabul edilir. Bu bölgedeki arkeolojik ve arkeobotanik çalışmaları, üzüm şarabı ve bağcılığın başlangıcına dair kanıtları MÖ 6000–5800 yılları arasına tarihlemiştir. Gürcistan’dan sonra şarabın ilk Güney Kafkasya’da veya Doğu Anadolu ile Kuzey İran arasındaki bölgelerde üretilmeye başlandığı düşünülmektedir. İran’daki arkeolojik kanıtlar üretimin MÖ 5000’de, Sicilya’da ise MÖ 4000 dolaylarında başladığını ortaya koymaktadır.
2013 yılında UNESCO, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miraslar Listesine Gürcü şarabını ekledi. Gürcülerin ilerleyen yıllarda şaraplarını çok daha iyi konumlandıracağı kanaatindeyim. Açıkçası bende ülkemizin bu anlamda bir kalkınma ve tanıtım odaklı büyümesinde oldukça yarar olduğu kanaatindeyim ama maalesef böyle bir dönüşüm olmamaktadır. Oysa bizler için oldukça büyük bir ihracat potansiyeli taşıyan bir durum olma özelliği de taşıyor ama bu konuyu çok da uzatmadan denk gelirse farklı bir yazıda yazma telaşında olmak daha sağlıklı olacaktır. Bir şarap olmasa da alkol odaklı olduğundan kaynaklı Çaça Kulesinden de bahsetmek isterim. Yerel yönetim, İzmir saat kulesinin birebir kopyasını sahile yakın bir alana yapmış ve etrafını da çeşmeler ile çevrelemiş. Bu çeşmelerden Gürcü içkisi çaça aktığı söylendi, söylendi diyorum artık akmıyor, tahmin ettiğiniz gibi yoğun bir talep durumu yaşanmış ve rafa kalkmış :). Hazır rafa kalkma nedeni bizim topraklarda olan olaylara benzeyen bir hikaye denk gelmişken, bahsetmek istediğim başka bir durum daha bulunuyor. Memleketimin Rize olmasından kaynaklı bölgeye dair insan profilini yorumlama, algılama yetim; Batum’a dair daha farklı çıkarımlar yapabilmemi sağladı. Bir sınır kapısı mevcut ama insan yapısı olarak da oldukça benzer yapılara sahipler, ortaklıkları mevcut (Sizlere daha kolay bir çıkarım elde etmeniz için iki link bırakıyorum; Gürcistan Lazları, Lazlar. Burada şunu belirtmem gerek; her Rizeli, Trabzonlu, Artvinli laz değildir. Burada bu linkleri paylaşma nedenim toplumsal dönüşüm olarak zihinlerinizde bir şema oluşturmaktır, milliyetçi bir yönelim telaşından değildir.). Bakalım bu benzerlikler zamanla nasıl bir toplumsal dönüşüme eşlik edecek, hep beraber zaman içinde deneyimleme şansımız olacaktır.
KAYNAK:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Anasayfa





Şarap üretimi binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Günümüzde