12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Türkiye’de hâkim olan neoliberal ekonomik anlayış, iktisadi kapasitenin arttırmasının yanında, yürütülen politikalarla beraber piyasanın dönüşmesine neden olmuştur. Ayrıca bu politikalar akabinde; ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal krizlerde yaşanmıştır. Süreç itibariyle yaşanan değişimlerden en önemlisi, Türkiye’nin üretim dinamiklerinin değiştirilmesi ve tüketim toplumuna dönüşmesidir. Tüketim toplumu, geleneksel değerlerden farklılaşmış kendine has değerler içeren tüketim kültürünün de yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Tüketim toplumunda yaygın bir metalaşma söz konusu iken, diğer yandan metaların medya ve diğer iletişim kanalları aracılığıyla kültürün bir parçası haline gelmesi söz konusudur. Böylelikle metaların, fiziksel ihtiyaçları karşılamaktan öte bir statü göstergesi veya kültürel sembol olarak tüketildiği; zamanla hayatın estetik yanına vurgu yapan, gündelik yaşamı başkalaştıran, bireylere özgü yaşam tarzlarını öne taşıyan bir yönünün olduğu ifade edilebilir.
2002 yılında muhafazakâr yönelimleri ile bilinen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesinden sonra, muhafazakârların iktisadi alandaki görünürlüğünün ve refah düzeylerinin artması, tüketim toplumunun gereklerine ayak uydurmalarını kolaylaştırmış; tüketimin kendine has dinamikleriyle şekillenen yeni bir muhafazakâr sınıf oluşmaya başlamıştır. Dini değerler ile tüketim toplumunun kendine özgü dinamiklerini birleştirmeye çalışan, eklektik bir kültürün oluşmasına imkân tanıyan yeni muhafazakârlar, gündelik hayatın geleneksel biçiminden farklılaşan kendine özgü yeni bir yaşam biçiminin de doğmasını sağlamışlardır. Bu yaşam biçimi, zaman zaman başörtüsünün bir moda ikonuna indirgenmesi veya Hac ve Umre gibi ibadetlerin inanç turizmine dönüşmesi gibi pratiklerle belirginleşmektedir.
Bu çalışma özelinde ele alacağımız yaşam pratiği ise muhafazakâr kesimin tatil yapma deneyimidir. Geleneksel görüşün ifade ettiği şekliyle, tatil yapmanın muhafazakârlığa yakışmayacağına dair düşünceler, şimdilerde rafa kaldırılmış görünmektedir. Muhafazakârların refah düzeylerinin artmasıyla birlikte, tatillerini nasıl değerlendirecekleri yönünde arayışa girmelerinin bir sonucu olarak “muhafazakâr otel” olgusu belirmiştir. İslamiyet’in sunduğu yaşam pratiklerini yerine getirmek amacıyla geleneksel olarak tatillerini memlekete giderek veya akraba ziyaretleriyle geçiren muhafazakâr kesimin tatil anlayışı değişmiş; tatillerinde çok yıldızlı oteller ve tatil köylerini tercih eden muhafazakârların sayısı artmıştır. Bu değişim elbette yaşam perspektifinin bir sonucudur. Tüketim toplumuna uyma çabasındaki muhafazakâr kesimin, önce yaşam perspektifi değişmiş, daha sonra geleneksel boş zaman değerlendirme biçimleri farklılaşmıştır.
Muhafazakâr otellerin rehberi olarak bilinen islamihotels.com, yaklaşık on yıldır Türkiye’deki muhafazakâr otellerin hem iç pazardan hem de dış pazardan kesimlerin ortak noktada buluşmasını sağladığı, uğrak noktalardan bir tanesidir. Yaklaşık olarak 250 tane tesisin sunulduğu bu platformda yapılan yorumlar, tatil planı yapma niyetinde olan muhafazakâr kesimin dikkatini çekmektedir. Sunulan bu otellere genel olarak baktığımızda diğer tesislerden farklılıklar gösterirler. Genel olarak alkol satışı yapmayan, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı olmak üzere havuz, spa, hamam ve imkanlar dahilinde ayrı deniz blokları sunan otellerdir. Ülke genelinde pek çok bölgede muhafazakâr tesisler kurulmuş ve mutaassıp ailelerin hizmetine sunulmuştur. Helal konseptteki bu otellerin bir diğer ayırt edici özelliği ise bu tip tesislerde helal gıdaların kullanılmasıdır. Genel olarak ifade edecek olursak, bu otellerin diğer otellerden ayırt edici en önemli özelliklerinin başında verilen tüm hizmet ve imkanlarda İslami hassasiyete özen gösterilmiş olması söylenebilir.

Daha öncesinde Muhafazakâr tesislerin bir dizayn ve hizmet biçimi sunduklarını dolaylı bir şekilde ifade etmiştik. Bu dizayn biçimlerinin işaret ettiği anlam setlerine baktığımızda, her otel belirli sınırlardaki muhafazakâr kesimlerin etkinlik alanı olarak karşımıza çıkar. Bu tesislerde tatil yapmak, bir tüketim ritüelini zihnimizde canlandırır. Daha farklı bir ifadeyle, burada bulunan portre, bizlere bir bağlantılandırma ve farklılaşma seti sunar. Öyle ki bu set, kimin içeride kimin dışarıda olduğunu “misafir portföyü” adı altında kavramsal bir anlam setine dönüştürür. Böylelikle aynı tesiste bulunan misafirler, Mary Douglas’ın deyimiyle bir işaretleme hizmeti sunar. Bu hizmet, bir taklit deneyimi olarak diğer muhafazakâr kesimlerin dikkatini çeker. Burada bahsettiğimiz taklit modeline Georg Simmel’in ifade ettiği şekliyle bakarsak, grup hayatının bireysel hayata intikali olarak tanımlayabiliriz. Bireyi, eyleminde yalnız olmadığı duygusuyla rahatlatır ve kuşatır. Söz konusu eylem, tıpkı sağlam bir dayanakmışçasına, o eylemin daha önceki gerçekleştirilme tarzları üzerinde yükselecektir. Mevcut gerçekleştirilme tarzını, kendi kendini taşıma zorluğundan kurtaran bir dayanaktır bu. Taklit ettiğimizde, yalnızca yaratıcı etkinlik yönündeki talebi değil, eylemin sorumluluğunu da kendimizden başkalarına aktarırız. Böylelikle taklit, bireyi seçim yapmanın acısından kurtarır; artık o, grubun bir uzvu, toplumsal içeriklerin taşıyıcısı olarak görünür. Bir diğer anlamda taklit, meşrulaştırıcı bir deneyim halidir. Böylelikle muhafazakâr tatil anlayışı, verili bir örüntünün taklididir, bu nedenle de toplumsal uyarlanma yönündeki ihtiyacı karşılar; bireyi, herkesin yürüdüğü yolda ilerlemeye sevk eder; her ferdin davranışını salt örnek haline getiren genel bir durum ortaya koyar. Aynı zamanda, ayırt edilme ihtiyacını, farklılaşma, değişim ve bireysel aykırılık eğilimini de aynı ölçüde tatmin eder. Ayrıca taklidin işaret ettiği bir başka durum da taklit edilmeme durumudur. Burada bireyi tatmin eden, tercih ettiği tesisin özel ve dikkat çekici bir şeyi temsil etmesidir. Öte yandan (diğer toplumsal tatminlerde olduğu gibi) aynı şeyi yapan değil, aynı şeyin özlemini çeken geniş bir kitle tarafından içsel olarak desteklendiğini de biliyordur.
Bir özgürleşme biçimi olarak muhafazakâr tatil deneyimi, diğer bir yandan geçici bir hizmet biçimi haline dönüşebilmektedir. Çünkü her zamansal deneyim, mekânın tüketilmesinde bir işaret biçimi olur. Böylece sınıfsal bir tüketimin akabinde yeni bir mekân seçilir ve sınıfsal yönelim değişir. Tüketilen mekân, alt sınıftan gelen muhafazakarların yeni uğrak noktası olarak yeniden tüketilene kadar etkinlik alanı olmaya devam eder. Burada zamansal bir tüketim döngüsünden bahsetmek yanlış olmayacaktır. Sonuç olarak Simmel’in ifadesiyle muhafazakâr tatil anlayışı, hayatın birbiriyle çelişen temayüllerinin, sosyal yollarla eşit biçimde nesnelleştiği yapı örneklerinden biridir.
KAYNAKLAR
- Simmel, Georg. Modern Kültürde Çatışma, İletişim Yayınları, 2012.
- Mary Douglas, Baron Isherwood, “Tüketimin Antropolojisi”, Dost yayınları.
- Gültekin, Metin. Georg Simmel’in Düşüncesinde Modern Toplum ve Tüketim Kültürü, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi www.e-sosder.com ISSN:1304-0278 Bahar-2007 C.6 20 (229-245)
- Baltacı, Ali. Muhafazakâr Tüketim: Türkiye’de Muhafazakarlığın Tüketim Eksenli Dönüşüm Dinamikleri, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Yıl: 24, Sayı: 42, Temmuz-Aralık 2019.
- com
- Kapak Görseli: Adenya Hotel & Resort




