Bir Fragman “Gerçekliği” Deneyimi: Post-Turizm

Bir Fragman “Gerçekliği” Deneyimi: Post-Turizm

Avatar photo
Comment Icon0 Yorumlar
Reading Time Icon14 min read

Seyahat kavramı bugün kurumsallaştığı halinden çok daha bağımsız bir halde, insanlığın varoluşuna dair ilk izlerden bugüne kadar anlamsal bir dönüşüm geçirmiştir. Bölgesel değişimler, göç etme zorunluluğu, besin arayışları, teknolojik gelişmeler(Tekerleğin bulunması vb.), savaşlar, dinsel yaklaşımlar, tedavi amaçlı seyahatler vb. nedenlerle bu dönüşüme dair bir portre çizebiliriz. Tabii insanın özünde bulunan merak ve keşfetme arzusu da bu dönüşüme dair en büyük nedenlerden bir tanesidir. Bu tekamül süreci; tarihin dönemleri itibariyle ve bu dönemlerde gerçekleşen önemli siyasi, fikri, ekonomik, kültürel ve hukuki gelişmeler bağlamında şekillenmiştir. İlk olarak bu sürece dair zihinlerimizde bir zaman yolcuğuna çıkmak, holistik bir duruş sergileyecek ve bugün bahsimiz olan Post-Turizm anlatısına güzel bir temel oluşturacaktır.

Seyahate Dair Kısa Bir Zaman Yolculuğu…

Her ne kadar insanlık tarihinde bulunan kırılma noktaları devrimsel nitelikli olabilse de hakikatte zamanı okuma deneyimi bir geçiş evresidir. İnsanoğlunun yaklaşık iki buçuk milyon yıldır yaşam serüveninde olduğu bilinmektedir. Yeni bulgularla değişebilecek verilere göre Homo Sapiens, ilk ortaya çıktıkları bölge olan Afrika’da devam eden uzun yaşamlarının ardından, yaklaşık 100 bin yıl önce yavaş yavaş dünyaya yayılmaya başladılar. Kuzeye doğru ilerleyen insanlar muhtemelen önce Avrupa’ya, yaklaşık 65 bin yıl önce Çin’e, yaklaşık 50 bin yıl önce ise Avustralya’ya, M.Ö. 8000 yıllarında ise Bering Boğazı’ndan Amerika kıtasına ulaştılar. Büyük Okyanus’taki Hawaii ve Yeni Zelanda adalarının keşfi ise M.Ö. 1000’li yıllardadır. Bu ifadelere dair keşiflerle ilgili çok sayıda mit, efsane, arkeolojik kalıntı ve metinlere ulaşılabilmektedir. Buzullar sayesinde kıtalar arasında daha kolay geçiş yapan insanlar, buzulların erimesiyle tekrar binlerce yıl sonra karşılaştılar. Yukarıda zamansal verilerle betimlemeye çalıştığım evreyi kabaca ifade edersek; insanlık için yer değiştirme deneyimi, daha önce bulunduğu alana dair bilme-dönme istenci oluşmasını sağlayan bir evredir. Öğrenmeyi öğrenmek, bilgiyi yarına aktarmak, etimolojik genişleme vb. durumlar tarihsel süreç içerisinde insanların aidiyet setleri oluşturmasına, yani kültürel çeşitliliğin artmasını sağlamıştır. M.Ö 4000 yılında tekerleğin bulunmasıyla daha da ivme kazanan bu anlam seti; Sümerlilerin fetih seyahatleri, Romalıların olimpiyat oyunları, kavimler göçü, ipek yolu ticareti, hac ziyaretleri, tüccarların seyahatleri ve seyahatname örnekleri, Marco Polo’nun Çin’e kadar uzanan seyahatleri… ilksel anlamda oluşan bilme-dönme istencini bir haritalaştırma ve algılayabilme olanağı sağlamıştır. Bu kültürel çeşitliliğin oluşturduğu yerellik kavramı; merak ve dönüşümle modern turizm anlatısına kadar şekillenmiş, seyirlik bir hale bürünmüş ve bir pazarlama stratejisine dönüşmüştür. Hümanizm ve Rönesans hareketleriyle Yeni Çağ’da seyahat, bugün bulunan haline yakın bir anlama evrilmiştir. Demokratikleşen seyahat tabii ki öncelikle elit cenahın elinde bulunan bir güç simgesi halindeydi. Sanayileşme ve akabinde gelen sınırların zaman algısının değişmesi, seyahati elit kesimden orta sınıfa, zamanla sınıfsızlaştırmaya kadar dönüştürmüştür. Tabii bahsettiğim sınıfsızlaştırma genel olarak bakıldığı halidir, özelleştirildiğinde sınıfsal başkalaşım kendini her zamankinden daha net bir şekilde göstermeye devam etmektedir. Böyle bir portrenin akabinde oluşan kültür kavramı ve iç derinliği; bilme, tanıma ve anlam yaratma süreçlerinde evrimleşerek zamanla bugün turizm diye adlandırdığımız anlam setini kurumsallaştırmıştır. İlk kurumsallaşmalara örnek olarak Büyük Tur(The Grand Tour)’dan bahsedebiliriz. Temel olarak 17. yüzyıldan 19. yüzyılın başlarına kadar Avrupa boyunca yapılan geleneksel bir gezi geleneğiydi; İtalya’nın kilit varış noktası olduğu, yeterli gelire ve rütbeye sahip üst sınıf Avrupalı insanların ayrıcalıklarından bir tanesiydi. Yaklaşık 1660’lardan 1840’lara kadar büyük ölçekli demiryolu taşımacılığının ortaya çıkışına kadar gelişen ve standart bir güzergah ile ilişkilendirilen bu gelenek, eğitici bir geçiş töreni olarak hizmet etti. Bir başka kurumsallaşma örneği ve günümüz turizm piyasasını etkileyen kurum da Thomas Cook’un 1840’larda ilk büyük seyahat acentesini kurmasıdır. Böylelikle turizm kavramının kitlesel olarak örgütlenmesi sağlanmıştır. Günümüzde planlı veya plansız turizm anlatısı, dünyanın her noktasında kendine bir üretim mekanizması oluşturarak piyasalaşmaya devam etmektedir. Hatta bu sınırları aşarak uzay turizmine dair ifadelerin gelişmesi, mekansal yer değiştirmeyi öğrenmenin o günden bugüne nasıl bir dönüşüm sergilediğini zihnimizde canlandırabiliyor.

Yerelliğin ‘Yeniden’ Üretilmesi: Post-Turizm

Yukarıda bulunan bölümde seyahat kavramının evrimsel yolculuğu ve akabinde kurumsallaşmasına dair kısa bir yolculuğa çıkmıştık. Bu bölümde biraz daha özelleşme telaşında olacağım çünkü yoğun bir anlatıyla bu yazıyı boğmak en son isteyeceğim şeylerden biri olacaktır. Sanayileşme, 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşı sonrasında devletler nezdinde mikro ölçekli dönüşen ve her bir ülkenin kendine has turizm planlamaları sonucunda oluşan bir pazarın son aşamalarından bahsetmek istiyorum. Uzun yıllar yerellik başlığı altında dönüşen ve  kitlelerin merakları neticesinde yönlendiği turizm pazarları, kendi proaktif düşünme(Tabi her destinasyon kendi yorumlama biçimiyle.) biçimleriyle bu süreci operasyonel olarak yönetmişlerdir. Kendi yereli olmayan(Oldukça kabaca ifade ettim çünkü sarsıcı bir etki bırakması adına bu şekildedir. Yerel her zaman vardır, ikinci bir diyaloğa geçiş her zaman yerelin habercisidir. Çünkü kişi veya topluluk kendisi olmayan başka bir yerel ile temas etmesi halinde kendisi de yerele dönüşür.) veya bunu bir pazarlama biçimine dönüştüremeyen pazar alanları, başarı başlığı altında bulunan örnek pazarlardan taklit yöntemiyle uyarlamalar veya yeni anlatılar oluşturmaya çalışmışlardır. Tabii ki burada bahsi geçen taklit yöntemi, her ne kadar benzerlik oranı yüksek olsa da, yeni bir gerçekliğin, yani yeni bir bakış açısının ürünü olmaktadır. Çünkü içerik hiçbir zaman birebir olma ihtimalinde değildir; insan faktörü yeni bir anlatıya, imaja yol açmaktadır.

Bulunduğumuz dönemi en iyi ifade edecek kavramlardan bir tanesi de tüketim kavramıdır. Sektör fark etmeksizin tüketimin hep ön planda olduğunu ve toplumsal isimlendirme olarak da bir tüketim toplumunda yaşadığımızı ifade edebiliriz. Böyle bir atmosferde, maddi nesnelerin tüketiminin yanı sıra; mekanlar, imajlar, markalar, fikirler ve hizmetler de tüketilmeye başlanmıştır. Pazarlama stratejilerinin her geçen gün geliştiği bu süreçte, turizm sektörü(Bütüncül bir ifadeye dönüştürerek kullanıyorum, ortak bir bilinç varmışçasına. Bahsi geçen asıl bilinç, sektörün öncü fikirleri ve revizyonist halini yansıtan durumdur.) de kendi tüketim ürünlerine dair büyük yatırımlar yaparak iş hacmini arttırma telaşındadır. 

Modernizm sonrası diye adlandırdığımız postmodern süreç(Genellikle 1960-70 sonraları olarak adlandırılır ama her toplum nezdinde bu farklı yıllara tekabül etmektedir. Bizler için 1990’lar sonrası daha gerçekçi bir zaman göstergesi olabilir.); genel kabul gören söylemlerin sınırlarını daha da genişletmiş, farklı yorum biçimleri geliştirmiştir. Bu dönemi çok da tekrara düşmeden kabaca ifade edersek; modern süreçte üretim ilişkileri daha ön plandayken, postmodern süreçte tüketim ön plana taşınmıştır. Bahsimiz olan turizm nezdinde de proaktif düşünme biçimini kapital anlamda farklı bir noktaya  taşımıştır. Yazınsal anlamda zihinlerde hep bir şematik atmosfer yaratma telaşında olduğumdan kaynaklı yine bir örneklem üzerinden giderek zihinler için bir şölen oluşturma gayretinde olacağım. Seyahat ile ilgili yukarıda bahsi geçen tüm anlatıların akabinde seyahat eden kişiler için kullanılan ilk ‘turist’ kavramı(Bilinen), 1800’lü yıllarda kullanılmış, ‘turizm’ kavramı ise yazılı olarak ilk kez 1811 yılında İngiltere’de yayımlanan ‘Sporting Magazine’ isimli bir dergide kullanılmıştır. Bugün tabii ki bu kavramlar gerçeklikleriyle kendisini yansıtmaya devam ediyor ama postmodern süreçte başkalaşarak farklı bir kavramsal çerçeveye oturmuşlardır. Postturist ve postturizm kavramları, kaleme aldığım bu yazınsal üründe bugün şematize etmeye çalıştığım yansımalar olacaklardır. O zaman mikrodan makroya doğru bir yolculuğa başlayalım. İlk olarak postturist kavramına odaklanalım(Zaten bütüne baktığımızda betimlediğim olayın kendisi postturizmdir.). Gelenekselleşen turist tanımında kendi sınırlarını(Burayı daha genel kabul gören ülke sınırları olarak da kullanabilirdim ama sınıfsal yaklaşımı en aza indirme telaşıyla böyle bir kullanım tercihinde bulundum.) turistik nesneleri görmek amacıyla terk eden bulunurken; postturist, kendi sınırlarını turistik nesneleri görmek amacıyla değil, farklı deneyimler yaşamak amacıyla terk eden kimselerdir. Bu tanımlama sınırlarında bulunan bireyler, bir televizyon ekranından ya da araba camından olsa dahi söz konusu nesneyi bir çerçeve içinde görmenin bilincindedirler. Postturist olmanın farklı bir özelliği ise, iktidai kültür söyleminin kısıtlamalarından muaf olma ve seçim yapabilme bilincidir. Örneklersek bir postturist, bir sanat eseri olarak Topkapı Sarayı’nın kopyasından zevk alabilir, katılabileceği oyunların çokluğundan hoşlanabilir ve her seferinde yeni bir oyun yeni bir gösteri satın alma peşindedir. Böyle bir oluşumun akabinde oluşan pazarlama biçemi ise, turizm yapılarında akılsal olandan uzaklaşma; yerine önemli olan, belleğini sürekli yeniden tanımlayan tüketicinin karmaşık, çekici, belirsiz ve büyülü olan görünümden etkilenmesini sağlayacak mekanlar yaratmaktır. Bu mekanlara dair en iyi örnekler temalı oteller olacaktır. Dünyadaki ilk temalı otel 1955 yılında California’da Walt Disney tarafından kurulmuştur.

Burada mesele; görsel unsurlar ve şovlar ön plana çıkarılarak tüketiciyi ihtişamın içinde büyülü bir yolculuğa çıkarmaktır. Disneyland’da karşınızda gördüğünüz kaya gerçek kaya, kayalardan akan su gerçek su ve Baobap ağacı gerçek Baobap ağacıdır. Bu bakımdan Disneyland yanılsama üretmekle kalmaz, bu yanılsamayı itiraf ederek kendine karşı bir istek uyandırır. Tüketim ideolojisini benimseyerek(Aslında benimsemek biraz anlamsız kalıyor, direkt kendi içinden çıkan bir üründür.) tüketiciye sattığı nesneler kopya eserler değil; bir özgünlüğün, bir fikrin dışavurumudur. Burada bu özgünlüğün örneklerinden en ihtişamlısı Las Vegas anlatısıdır. Amerikan ideolojisinin yerellikten yoksunluğu, yaratılan kurgusal anlatılarla beraber popülaritenin zirvelerinde kendine yer bulmaktadır. Tabii burada muazzam bir pazarlama stratejisi bulunduğu es geçilmemelidir. Las Vegas özelinde tabelalar şehri olarak yaratılan doku, bugün şehrin varlığını bilen hatta es kaza bile olsa gören herkesin zihninde bu şekilde bir imge ve imaj olarak bulunmaktadır. 

Las-Vegas_3

Image 3 of 9

Burada biraz daha detay paylaşmak gerekirse, görsellerde de görüldüğü gibi sadece bir tabela şehri değil, anlatılar şehri olma özelliği de bulunmaktadır. Dünya’nın birçok destinasyonundan öğelerin yeniden üretildiğini görebiliyoruz. Mısır piramitleri, Eiffel Kulesi, Özgürlük Anıtı, Venedik bunlardan sadece bazılarıdır. Burada artık farklı bir gerçeklikten bahsetmek mümkündür, burayı sadece bir taklit merkezi olarak düşünmek oldukça yanıltıcı çıkarımlara yol açabilir. Bundan kaynaklı bu ihtişamlı deneyim, yeni bir tarih yazımının örneğidir. Hitler’in görmediği Eiffel kulesinin karşısında akşam yemeği yemek, talan edilmeyen Mısır piramitlerinin karşısında fotoğraf çekilmek bu deneyimleri okuma biçiminin sadece bazılarıdır. 

Bahsi geçen temalı otellerin örnekleri Antalya’da da bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak; Kremlin Palace Otel, Orange Country Otelleri, Swandor Hotels&Resort-Topkapı Palace, Concorde De Luxe Resort, The Land of Legends gibi örnekler verebiliriz. Antalya nezdinde olan durum Las Vegas’dan farklı olarak yoktan yaratılan bir şehir değil de, pazar payını büyütme telaşının tezahürüdür. Bahsi geçen tüm bu tesislerde boş mekan hiçbir şekilde kullanılmamıştır. Tüketicinin gözlerinin ulaşabileceği her alanda bir şeyler vardır. Bunlar küçük veya büyük ölçekli detaylarla çeşitlendirilebilir. Bu doluluk algısı için planlı veya plansız(Daha çok planlı.) kurgusal bir zaman sekansı vardır. Teatralliğin ön planda olduğu, ziyaretçilerin katılımının sağlandığı, dolayısıyla tüketicinin yaratılan gerçekliğin bir parçasıymış edasıyla durmasını sağlamaktadır. İfade ettiğim tesislerin tanıtım fragmanları, bahsi geçen yaklaşımın dakikalar ölçeğinde yansımasıdır. Temalı tesisler için gerçeklik, bu yansımanın sürekli tekerrür etmesidir. Zaman-mekan algısı bu temel üzerine oturtulur ve dönüştürülür. Burada temalı otellere dair eleştirel bakış açısı, yerellik kavramının coğrafya ve kültürle kurduğu doğrudan referans ilişkisinin yok edildiği; tüketicinin sahte, zamansız bir imajın içinde deneyim yaşadığı varsayımıdır. İmajlar dünyasında yaşadığımız hakiki bir çıkarım olacaktır. Ama bu deneyimi bütünün içinden ayırmak fikri şemamız için uygun olmayacaktır. Çünkü “imajlar, gerçeklikler, yerellik” algıları iç içe geçmiş görünmez sınırlarıyla yaşamın kendisinden ayrı olmayan parçalarıdır. Bir tüketici için bu deneyim bir ihtişam göstergesi olabilir, hatta bunu yılda bir defa yapması bir ritüeli de canlandırabilir. Ama holistik bir bakış sergilediğimizde kaybolan yerelin kendisi değil, sekansın değişmesidir.

KAYNAKÇA

  • https://tr.wikipedia.org/wiki/Anasayfa
  • https://pixabay.com/tr/photos/search/müzik/
  • https://dergipark.org.tr/tr
  • Baudrillard, J. 1997. Tüketim Toplumu, İstanbul: Ayrıntı Yayınları,
  • Urry, J. 1999. Mekanları tüketmek, İstanbul: Ayrıntı Yayınları,
  • Douglas, M. 2016. Kurumlar Nasıl Düşünür, İstanbul: İthaki Yayınları
  • Şenel, A. 2021, İnsanlık Tarihi, Ankara: İmge Kitabevi
  • Kapak Görseli: The Land Of Legends Kingdom Hotel

Share this article

Avatar photo
About Author

Sabri Ekşi

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar