Haber bülteni diye ifade edince zihninizde neler canlanıyor? Günlük hayatımızın bu kadar içeriğinde olup, aynı zamanda tam olarak nerede konumlandığını bilmediğimiz bir saat dilimini, nasıl tanımlayabiliriz? Kimilerince sıkıcı bir saat dilimi, kimilerince bir gereklilik, kimilerince sadece bir yayın akışı olarak karşımıza çıkan bu mefhumu, ele alırken nereden başlamak gerektiğini iyice düşünmeden edemiyorum.
Zamanı bir dairenin içinde rakamlarla dizginleyebildiğimizi sanırken, bu saat dilimlerinden bir tanesini de haber bültenlerine ayırma eyleminde bulunduk. Bu saat diliminde haber bültenleri için mesele; gündelik hayatta meydana gelen olayları, dakikalar ölçeğinde ifade etme ve yansıtma “gayretidir”. Bu “gayret” en basit haliyle bir bilme istencinin ürünüdür ama zamanla bu gayret şekillenerek bir fikrin, ideolojinin, inancın ….(Hangi kelime ile doldurmak isterseniz.) gölgesi olarak varlığını devam ettirmektedir. Öncelikle bu durumu bir imaj halinde ifade etmemiz gerekmektedir; bir haber bülteni için varlık, herhangi bir kanalın kimliğini yansıtan bir stüdyo ve o kimliğin performatif taşıyıcı olan sunucudur. Genel olarak baktığımızda, toplumsal hafızamızda farklı mizansenleriyle birçok sunucu kendine yer edinmiştir; bazıları konuşma tarzıyla, bazıları skandallarıyla, bazıları yorumlamalarıyla…. Burada meselem, teker teker bu hikayelere dokunmak değil, bahsi geçen bu kişilerin ortak özelliğini ele almak, yani kitleleri ekrana çekerek bir ritüeli yaşatma “becerilerini” anlamlandırmak olacaktır. Bu doğrultuda kaleme aldığım bu düşünsel şemada, daha çok konvansiyonel kanallar özelinde bulunan ana haber bültenlerinin, ideolojik bir bakışın gölgesinde, nasıl birer politik mizah sahnesi olduğunu ifade etme telaşında olacağım. Öncelikle akşam saatleri ile bütünleşmiş ana haber bültenleri; her düşünsel sınıfın (Kabaca ifade ediyorum, her düşünsel sınıfın konvansiyonel medya ölçeğinde karşılığı bulunmamaktadır.) ait hissettiği veya daha muğlak bir ifadeyle yakın hissettiği tercih halleriyle, hedef kitlelerine ulaşmaktadırlar. Burada mekansal bir buluşma olmadan; ortak fikirlerin, sınırların, duyumsamaların söylem niteliğinde birleştiği anlardan bahsedebiliriz. Hegel, bizlere sabah dualarının yerini gazetelerin aldığını ifade etmişti (Bu ifadenin üzerine düşünmek farklı ufuklara yol açacaktır, lütfen deneyin. :)) Gazetelerin de artık yerini birçok kitle iletişim aracına bıraktığını, yani tek bir ifade biçimiyle söylemin sınırlarda dolaşmadığını belirtebilirim. Ama kaleme aldığım bu yazıda örneklendireceğim ana haber bültenlerine öncelik vererek, bu algısal zamanı ifade etme uğraşında olacağım. Ortak fikirler, sınırlar ve duyumsama anlarına dair biraz önce değinmiştim; bunlar kimilerince bir cemaat anlatısı, kimilerince milliyetçi bir söylemin devamı, kimilerince özgürlükçü söylemlerin devamı olarak düşünceler özelinde, insanların göreceliliğinin aynı söylemlerde buluşması, aynı tepkileri sunması, yani kısaca “aynılık söyleminin” varlığıdır. Sıralayacağımız on haberi, farklı haber bültenlerinde farklı sunucular ile çok farklı duyumsamalarla hissedebilmekteyiz. Çünkü “gerçeklik” her defasında yeniden üretilen bir performans ile karşımıza çıkmaktadır. Burada mesele “gerçekliğin” yani haberin kendisi mi yoksa performansın bütünü mü olduğu durumu değerli bir soru halini almaktadır.
Konuyu biraz renklendirerek mizah anlatısına değinmek istiyorum. Sizce mizah sadece komik olanın habercisi midir? Bir haber bülteni ile mizahı nasıl yan yana koyma durumuna girişebiliyorum. Açlığı, ölümü, vahşeti, nadiren güzellikleri yansıtan böylesine bir mecra için politik mizahın gölgesi demek nasıl olabiliyor? Komik ve ciddi, yalnızca alternatif ruh halleri veya söylemsel tarzlar değil, bilişin çatışan tarzlarıdır, gerçekliğin doğasının rekabet eden versiyonlarıdır. Etkili bir sanat eseri gibi, mizah da dünyayı kendine özgü bir açıdan “aydınlatıyor” ve bunu başka hiçbir sosyal pratiğin yapamayacağı şekilde yapmaktadır.
Burada bahsettiğim mizahın yarattığı dayanışma gerçekten dışlanma ve düşmanlığa dayanıyorsa, bu durumda mizah, hoşgörülü, yardımsever tarzıyla gerçekliğin tamamını kucaklayan evrensel komiklik anlamıyla çelişmektedir. Noel Carroll, bir bizin olduğu yerde tipik olarak bir de onlar olduğuna inanmaktadır. Onlar; bir izleyici için, “Kim olursa olsun aynı algıda düşünemediklerimizdir, katlanamadıklarımızdır.” bu anlamda Kondrad Lorenz’in de ifade ettiği gibi “kahkaha bir bağ oluşturur ve eşzamanlı olarak bir çizgi çizer.” diyerek komik olanı esas olarak muhafazakar bir şey olarak ele alıyor. Demek istiyor ki, dayanışma mizahı çeşitleri, bir kimsenin diğerlerinden olan farkından ayrılamazlar ve bu nedenle onlara karşı belirli bir düşmanlık besleyebilirler. Bu anlamda mizah hem bağ hem de bir silah halini almaktadır.
Farklı ideolojik bakış açılarının olduğu kanallardan örneklemleri yukarıda taraflarınıza sundum. Buralarda yaşanan politik mizah, aykırı yönler çatışmasından kaynaklanmaktadır. Antropolog Mary Douglas, tüm şakaları yıkıcı olarak görüyor çünkü toplumsal anlamların temel keyfiyetini ortaya koyduklarını ifade eder. “Bir şaka” diye yazıyor, “düzleştirmeyi, çözülmeyi ve yenilenmeyi sembolize eder.” Burada sembolleşen mizah, haber bülteninden eve, evden sokağa, sokaktan farklı söylemlere ulaşmaya ve yeniden üretilmeye devam etmektedir. Burada sunucuların birer kara mizah üreticileri olduğunu ifade edebiliriz. Performanslarında parodi unsurlarının bulunduğu, hatta kanallar arası transferlerle bir mizah ekonomisinin oluştuğunu da ifade etmek pek yanlış olmayacaktır diye düşünüyorum. Burada asıl vurgulamak gereken konu, “gerçek” korkunçsa, o zaman belki de herhangi bir mizah türü düpedüz bir küfürdür. “İnsanlık dışı” konularda insan aynı anda nasıl hem mizah sahibi hem de gerçekçi olabilir?
Bunu yukarıda bulunan “don” örneğinden derinlemesine hissedebiliyoruz. Don bile olmadığını hatırlamak, bir içsel hesaplaşma mıdır? Neyin yansımasıdır? Bir sunucu iç sesimiz olarak mı ekranlarda bulunmaktadır? Hiç temas etmediğimiz(Genellikle), yakinen görmediğimiz uhrevi bir hesaplaşma anı mıdır?
Konuya dair bir film önerisi (İzlemeye değer bir filmdir ve bu konunun tamamlayıcısıdır.);
Film: Network
Yönetmen: Sidney Lumet
Oyuncular: Faye Dunaway, Peter Finch, William Holden





