Bir Ritüeli Yok Etme Deneyimi Olarak: “Richard”

Bir Ritüeli Yok Etme Deneyimi Olarak: “Richard”

Avatar photo
Comment Icon0 Yorumlar
Reading Time Icon3 min read

Tanımlanabilirliğin kolay ve bir o kadar da zor olduğu yaşam denilen bu paradoksal sekansta, bir ortaklığı duyumsamaya hazır mısınız? Hepimizin bir an veya daha fazlasında Richard Hell olduğumuzu hissettiğimiz veya hissedemediğimiz bir zaman algısını, derinden bir sorgulamayla, dünden bugüne topyekün düşünmeye ne dersiniz? Hem de bunu Shakespeare‘in kaleminin geçtiği, Okan Bayülgen’in yeniden yorumladığı ve bu algıyı oyunculuğuyla seyirlik bir şölen haline getirdiği üretim ile, yani Richard’la.

 

Richard Hell, hikayesiyle ezkaza denk geldiğimiz bir haberden farklı bir hikayeye sahip değil. Londra’da pasaportunu yırtan ve yaşamaya devam eden bir sığınmacı olarak karşımıza çıkıyor. Aidiyetsizliğinin yansımasını bir tiyatro sahnesinde görünür kılan Richard Hell, ötekiliği dünün popülerliğinden alır ve bugünün zamansallığına, izleyicileriyle beraber taşır. Neden beraber diyorum? Çünkü bu hikaye hepimizin hikayesidir, zamansallığıdır. Ve aynı zamanda Shakespeare’in III. Richard isimli eserinin etkileyici bir yorumunun yansıması, yani bir parodidir. Ama altını çizerek belirtmekte yarar var, Richard Hell’in hikayesi, bu oyunun anlatmak istediğinden çok farklı bir zaman sekansına sahiptir. Takvimler 2012 yılını gösterdiğinde, Londra’da bir otoparkta bulunan kemiklerin III. Richard’a ait olduğu öğrenilir ve Shakespeare ile tarihselleşen bu karakterin “gerçekliği” sorgulanmaya hazır bir şekilde Okan Bayülgen’in kaleminin önüne gelir. Çünkü III. Richard, geçmişin popülerleşen öteki karakterlerinden biridir. Peki nasıl böyle bir karakter haline gelmiştir? İşte bu yazının ve oyunun sonunda; “kendimize”, yani bizi bugün “kendimiz” yapan düne soracağımız sorudur. Tabii bu süreç, oyunun içinde geriye ve ileriye doğru akan zaman selinde, arada kalmış olan seyircinin bir taraf olmasıyla değil, belirsizliğin gizemini kendi anlarıyla çözümlemesiyle başlayan bir ritüel halini alır.

Oyunda Richard mı yoksa Richard Hell mi olduğuna bir türlü karar veremeyen, daha doğrusu buna vakıf olamayan karakterimiz için gerçeklik, belirsizdir. Bir an soylu bir kraldır, bir an sakat bir göçmendir. Bahsi geçen bu süreç, seyirci için kolay bir anlam biçeminin seyirlik hale geldiği anlamında değildir. Okan Bayülgen’in de bu ritüelin içinde olduğu, her geçen oyunda dönüşen ve dönüşecek bir oyundan, “gerçeklikten” bahsediyorum. Belki de bahsetmiş olduğum içselleştirme süreci, seyirci tarafından hiç yakalanılamayacak ve tek bir ifadenin gölgesinde, farklı bir “gerçeklik” hikayesinde kendini bulma uğraşında olacağı grift bir yapıya dönüşebilir. Oyunu deneyimleme anında veya sonunda hissedilen belirsizliğin hemen akabinde, şöyle bir hissiyat canlanıyor; Okan Bayülgen, zihnimizde yaşanan karmaşık bir anın portresini gözler önüne seriyor ve kimilerince anlamsız olan ya da kimilerince delilik diye adlandırılabilecek bir duyumsama anını imaj haline getiriyor. Ve tabii sonrasında zihnimde canlanan sorular şu şekilde kendini dönüştürüyor. III. Richard, Richard Hell, Okan Bayülgen, Shakespeare, bizler (Seyirciler.)… böyle bir deneyimin gölgesinde hala demografik bir nokta mı, virgül müyüz? Ya da mekansal bir sığınmacının ötesinde,”kendi” zihnimizin sığınmacısı mıyız? 

 

Share this article

Avatar photo
About Author

Sabri Ekşi

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar