Duyumsanan…

Duyumsanan…

Avatar photo
Comment Icon0 Yorumlar
Reading Time Icon4 min read

Her mahalle için haftanın bir günü özellikle önemlidir çünkü o gün semt pazarının kurulduğu gündür. Pazarın varlığını her hafta farklı şekillerde hissederiz; sabah işe giderken, okuldan dönerken ellerinde poşetlerle gezen teyzeleri görünce, yanından geçerken “Çaya çorbaya limon” diye bağıran pazarcıları duyduğumuzda, arabayla yolda giderken her zaman kullandığımız yolun kapalı olduğunu görünce…

Mahalleler için o günler diğer günlere benzemez; daha farklı eylemler görür, farklı söylemler duyarız. Semt pazarlarında işin odağı insanlardır. Mahallede ki etkin ve köklü iletişim alanlarıdır. Pazar alanına girildiğinde belki yan komşumuz belki arkadaşımızın ailesinden biri olan pazarcıları görürüz. Hepsi bambaşka profiller ile adeta Yeşilçam figüranlarıdırlar. Her birinin pazarda ki konumu bellidir. Bazen bundan dolayı tartışmalar yaşansa da olaylar sonunda tatlıya bağlanır.

Aralarında bulunan bağ özeldir, yan tezgah veyahut karşıdaki tezgah gözlenir sahibi yoksa müşteriye bakılır ve satış yapılır. Güvensizlik pazarda hakim değildir. Onları izleyen kameraların olmayışı ve terazilerinin hakimiyetinin onlarda oluşu, samimiyeti farklı boyutlara taşır.

Pazar alanlarında adeta ten ve emek kokusu hakimdir. Cemil abinin eliyle yaptığı tahta kaşıklar, Fatma teyzenin elleriyle topladığı üzüm yaprakları… Her alıcı profiline göre ürün bulunur. Pazar alanlarında satıcı ve alıcıların ortak noktası herkesin seyyar olmasıdır. O tezgahın arkasına geçince esnaflar biçim değiştirir, farklı mizansenlerle malını satar. Yüksek sesle satış yapmak öylesine doğal gelir ki alıcılar için rahatsızlık oluşturmaz. Pazar yerlerinin sesi zamanla kentin doğal sesine dönüşür.

Sabah erken saatlerde başlayan bu serüven akşam karanlığı çökene kadar sürer. Akşam saatlerinde yoksulların da yoksullarını pazar semalarında görürüz. Elinde insanların ‘Atık’ diye nitelendirdiği ürünleri toplamak için poşetlerle, çantalarıyla dolaşırlar. Pazar esnafları da bilir pazarın en son ziyaretçilerinin kimler olduğunu. Bundan dolayı hassasiyetle atık sayılanları kasalarda, kartonların üzerinde veya poşetlerin içinde bırakırlar.

Böyle bir tablo karşımızdayken bugün bu alanların yerlerini AVM mağazalarına bıraktığını görüyoruz. Pazar alanlarında karşılaştığımız tezgahtarların yerini insansız reyonlar ve fiyat etiketleri aldı. Alışveriş yaptığımız da adeta ürünlerin kendiliğinden reyonlara geldiği izlenimini alıyoruz. Çalışanların duygularından arınmış robot halinin bizler için modern bir dönüşüm olduğunu düşünüyoruz. Pazar alanlarında tezgahtarın vicdanına bırakılan teraziler mağazalar da altın terazisi misali kuruşuna kadar alınıyor. Kuruş eksikliğinde “Canın sağ olsun başka zaman verirsin” söylemi yerine, bir patatesi tezgaha bırakma dönemi var. İnsansızlaştırılan bu mağazalar bugün baktığımızda gün geçtikçe köşe bucak her yerde bitmekte.

Toplumun birbirine bu derece yabancılaşmasını sağlayan bu mekanizmaların oluşunu biz yine de modernlik diye nitelendiriyoruz. Sokağa çıktığımızda çalışan insanlara kolay gelsin demek bile çalışanlar için şaşırtıcı hallere geldiği bir profilde, kapitalist piyasanın duygusuz, sonuna kadar pragmatist halini defalarca günlük hayatımızda görebiliyoruz. Bunun akabinde insanların monolog tavrının yoğunluğu bir süre sonra doktorların televizyonlar da yüz yılın yeni hastalığı diye nitelendirilebilir. Tabi bu mevzuyu farklı bir yazı da kaleme almak daha doğru olur.

Pazar alanlarına döndüğümüz de o samimiyet ortamının  ne kadar özel olduğunu görebilmek büyük bir kazanımdır. Aslında pazar alanı özel olan o hissiyatın bir örneğidir. Günlük hayatımız da bu özelliği bulabileceğimiz farklı farklı alanlar vardır. Sonuç olarak varmamız gereken asıl nokta bu özel alanları fark edip onların ne kadar anlamlı olduğunu hissetmektir.

 

Fotoğraf:  pinterest.com/alperozafsar/ara-güler/

Share this article

Avatar photo
About Author

Sabri Ekşi

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar